Bilim

1913’te Geleceği Yazdı: Mustafa Nazım Erzurumi’nin 24. Yüzyıl İstanbul’u

Bugün akıllı telefonlardan görüntü izlemek, denizin altından trenle geçmek, şehirlerin kameralarla izlenmesi veya birkaç saat içinde sipariş edilen bir ürünün hazırlanması bize olağan geliyor.

Fakat bunların benzerlerini 1913 yılında, yaklaşık dört yüz yıl sonrasının İstanbul’unu hayal eden bir Osmanlı yazarı kaleme almıştı.

Adı Molla Davutzade Mustafa Nâzım Erzurumi.

Eseri ise:

Rüyada Terakki ve Medeniyet-i İslamiyeyi Rüyet.

Kitap, yalnızca teknolojik icatların sıralandığı bir gelecek hikâyesi değil. Mustafa Nazım’ın yaşadığı dönemin sorunlarından hareket ederek nasıl bir şehir, toplum, ulaşım sistemi ve teknoloji düzeni kurulabileceğini düşündüğü geniş kapsamlı bir gelecek tasavvuru. Eser, Türk ütopya edebiyatının erken ve sıra dışı örneklerinden biri olarak değerlendiriliyor. (1)

Videoda Kullanılan Kaynaklar, Belgeler ve Görseller

Mustafa Nazım Erzurumi kimdi?

Mustafa Nazım hakkında bugün bildiklerimiz oldukça sınırlı.

Kitabı günümüz okuruna kazandıran Engin Kılıç’ın araştırmasına göre yazar, Babıâli Caddesi’ndeki Orhanbey Hanı’nda Osmanlı Âsâr-ı Vatan Fabrikası sahibiydi. (2)

Daha sonraki biyografik bilgilerde burada çeşitli boyalar ürettiği, Avrupa’dan ithal edilen bazı ürünlerin Osmanlı topraklarında üretilmesi için çalıştığı ve uzun yıllar laboratuvarında teknolojik çalışmalar yaptığı belirtiliyor. (1)

Bu ayrıntı önemli.

Çünkü Rüyada Terakkiyi okuduğumuzda karşımıza yalnızca edebiyatla ilgilenen bir yazar değil; makinelerin, üretimin, elektriğin, ulaşımın ve sanayinin nasıl gelişebileceği üzerine sürekli düşünen bir insan çıkıyor.

Kitap neden 1913’te yazıldı?

Eserin arka planında 1912-1913 Balkan Savaşları bulunuyor.

Osmanlı Devleti’nin Balkanlar’daki büyük toprak kayıpları dönemin aydınları üzerinde ağır bir etki bırakmıştı. Mustafa Nazım’ın geleceğe ilişkin kurgusu da bu ortamdan doğuyor.

Rüyasında geçmişten gelen dedesi Molla Davut ile karşılaşan anlatıcı, onun rehberliğinde yaklaşık dört yüz yıl sonraki İstanbul’a gidiyor.

Karşılaştığı şehir, kendi dönemindeki İstanbul’dan tamamen farklıdır.

Sanayileşmiş, dev yapılarla dolmuş, ulaşım ağları genişlemiş ve gündelik hayat teknolojik makinelerle yeniden düzenlenmiştir. (2)

Cep saati büyüklüğünde görüntülü cihaz

Kitabın en dikkat çekici bölümlerinden birinde Mustafa Nazım’a cep saati büyüklüğünde bir cihaz gösterilir.

Cihazdan ses gelmekte ve küçük bir açıklıktan bakıldığında kalabalık bir toplantının hareketli görüntüleri izlenebilmektedir.

Nazım bunun ne olduğunu kendi çağının teknolojisiyle açıklamaya çalışır ve cihazın, bildiği sinematograf makinelerinin çok gelişmiş bir çeşidi olduğunu düşünür.

Kitapta daha sonra bunlardan “elektrikli cep sinematograf makineleri” olarak söz edilir. (3)

Bugünün telefonu veya taşınabilir video cihazıyla birebir aynı şey değildir.

Fakat 1913 yılında cepte taşınabilecek, ses ve hareketli görüntüyü birlikte aktarabilen bir cihazın düşünülmesi yine de dikkat çekicidir.

Boğaz’ın üzerinde üç katlı köprü

Mustafa Nazım’ın geleceğin İstanbul’unda gördüğü en büyük yapılardan biri İstanbul Boğazı üzerindeki dev köprüdür.

Köprü üç katlıdır.

Üst katta insanlar yürürken diğer katlarda trenler, arabalar ve otomobiller hareket eder. Köprü Asya ile Avrupa’yı birbirine bağlamaktadır. (4)

Kitapta şehir içindeki yüksek yapılarda da katlar arasında köprüler kurulduğu; farklı seviyelerde tramvayların ve yaya yollarının bulunduğu anlatılır.

Yazar yalnızca yüksek binalar hayal etmemiştir.

Şehri dikey olarak yaşayan bir ulaşım sistemi tasarlamıştır.

Yüksek binalar ve gökyüzündeki sokaklar

  1. yüzyıl İstanbul’unda dev yapılar şehrin önemli bölümünü kaplar.

Bazı binaların yüksek katlarında geniş yollar ve balkon benzeri caddeler vardır. Bir binanın üçüncü, altıncı veya onuncu katından karşı binanın aynı seviyesine köprülerle geçilebilmektedir. (4)

Bugünkü gökdelenlerin içindeki geçiş sistemlerini veya yüksek katlarda birbirine bağlanan yapıları çağrıştıran bu fikir, Mustafa Nazım’ın geleceği yalnızca daha yüksek binalarla değil, yeni bir şehir geometrisiyle düşündüğünü gösteriyor.

Denizin ve yerin altındaki ulaşım

Kitabın geleceğinde trenler yalnızca klasik demiryollarında çalışmaz.

İstanbul’un farklı bölgelerini birbirine bağlayan yeni ulaşım biçimleri vardır.

Mustafa Nazım’ın dünyasında teknoloji, şehri yatay ve dikey olarak birbirine bağlayan bir sistem haline gelmiştir.

Bugün Marmaray’la denizin altından geçen bir tren bize sıradan görünse de 1913 İstanbul’unda bu ölçekte bir ulaşım sistemini düşünmek çok daha farklı bir hayal gücü gerektiriyordu.

Otomatik lokantalar

Geleceğin restoranlarında gündelik işler de mekanikleşmiştir.

Düğmelerle açılan bölmeler, ortaya çıkan masalar ve otomatik hareket eden mobilyalar anlatılır.

Yazar ayrıca duvar içine gizlenmiş bir sistemde düğmeye basılarak ellerin yıkanabildiğini tarif eder. (5)

Başka bölümlerde yemeklerin telefonla sipariş edilerek bulunduğunuz yere gönderilebildiği bir düzen de vardır.

Bugünkü otomasyon, uzaktan sipariş ve akıllı restoran fikrine doğrudan eşit değildir; fakat temel düşünce aynıdır:

İnsan yaptığı bazı rutin işleri makinelere bırakacaktır.

Sesli duvar gazeteleri

Mustafa Nazım’ın geleceğinde bilgiye ulaşma biçimi de değişmiştir.

Sokaklarda sesli duvar gazeteleri bulunur. İnsanlar yalnızca yazılı metin okumaz; bilgiyi sesli sistemlerden de alabilir. Dönemin teknolojisi açısından gramofon, telefon ve benzeri ses sistemleri genişletilerek geleceğin kamusal iletişim altyapısı düşünülmüştür. (2)

Bu fikir bugün dijital reklam panoları, kamusal ekranlar ve sesli bilgilendirme sistemleriyle birlikte düşünüldüğünde oldukça tanıdık geliyor.

Üç boyutlu ve “canlı” görüntüler

Kitapta fotoğraf ve sinematograf teknolojisinin de çok ileri bir noktaya ulaştığı düşünülür.

Engin Kılıç’ın aktardığı gelecek tasvirleri arasında üç boyutlu fotoğraf çeken makineler vardır. (2)

Başka sahnelerde görüntüler ve sesler öylesine uyumludur ki anlatıcı karşısındaki insanları önce gerçek zanneder.

Mustafa Nazım’ın fotoğrafı yalnızca bir görüntüyü donduran araç olarak değil, giderek gerçeği yeniden üreten bir teknoloji olarak düşünmesi dikkat çekicidir.

Şehri sürekli kaydeden “döner aynalar”

Kitabın en şaşırtıcı fikirlerinden biri ise güvenlik ve gözetleme sistemidir.

Köprü üzerinde bulunan “döner ayna” adlı makineler, uzun fotoğraf malzemelerinin sarıldığı sürekli dönen silindirlerle çalışır.

Sistem, köprüden geçen trenleri, otomobilleri, arabaları, insanları ve hayvanları sürekli olarak kaydeder.

Anlatıda bu kayıtlar kullanılarak kalabalığın içinden belirli bir kişinin bulunabildiği bile anlatılır. (6)

Bugün şehir kameraları ve görüntü arama sistemleri düşünüldüğünde fikir şaşırtıcı derecede tanıdık görünüyor.

Ancak Mustafa Nazım bunu 1913 yılında fotoğraf teknolojisinden hareketle kurgulamıştı.

Üç saatte hazır elbise

Geleceğin üretim sistemleri de hızlanmıştır.

Bir mağazada şu vaat yer almaktadır:

Sipariş edilen elbise üç saat içinde dikilecek, ütülenecek ve teslim edilecektir. (7)

Bu ayrıntı aslında Mustafa Nazım’ın düşüncesinin temel noktalarından birini gösterir.

Onun geleceğinde teknoloji yalnızca şaşırtıcı makineler üretmez.

Üretim süresini de kısaltır.

Giyilebilir uçma makineleri

Kitabın en sıra dışı teknolojileri arasında elbise gibi giyilebilen uçma makineleri de bulunur. (2)

Bugünkü kişisel uçuş sistemleri veya jet suit benzeri teknolojilerle doğrudan aynı mekanizma değildir.

Ancak düşüncenin özü nettir:

Uçuş yalnızca büyük hava araçlarına ait olmayacak, bireysel bir ulaşım biçimine dönüşecektir.

Uyku makineleri

Mustafa Nazım gelecekte dinlenmenin bile makineleşebileceğini düşünür.

Kitapta insanların içine yerleştiği “uyku makinesi” açık biçimde tarif edilir.

Kişi makineye yerleşir; sistem vücudu uygun pozisyona getirir ve anlatıcı kısa süre içerisinde derin bir uykuya dalar. Uyandığında çevresinde aynı makineleri kullanan yüzlerce insan olduğunu görür. (8)

Yazar burada yalnızca rahat bir yatak tasarlamıyor.

Uykunun bile kontrol edilebilir ve teknolojik olarak düzenlenebilir bir süreç haline geldiği bir gelecek düşünüyor.

Şehir girişinde röntgen kontrolü

Geleceğin İstanbul’una giren insanlar bir polis merkezinden geçer.

Buradaki bir makineden çıkan ışık anlatıcının vücudunu tarar.

Daha sonra kendisine bunun röntgen ışığıyla sağlık kontrolü yapmak ve fotoğrafını kaydetmek için kullanıldığı açıklanır. (9)

Giriş işlemleri sırasında kişinin bilgileri ve görüntüsü bir kayıt sistemine eklenir.

Bugün sınır kapılarında kullanılan biyometrik kayıtlar, güvenlik taramaları ve dijital kimlik sistemleriyle benzerlik kurmak mümkün.

Ancak yine aynı ayrımı yapmak gerekir:

Mustafa Nazım bugünkü teknolojiyi tarif etmiyordu.

Kendi çağındaki röntgen, fotoğraf ve mekanik kayıt teknolojilerini geleceğe taşıyordu.

Bunlar gerçekten “kehanet” miydi?

Mustafa Nazım’ın kitabını “geleceği birebir bildi” şeklinde okumak doğru olmaz.

Daha ilginç olan başka bir şey var.

Yazar kendi döneminde henüz yeni gelişmekte olan teknolojileri gözlemliyor ve şu soruyu soruyor:

Bunlar dört yüz yıl boyunca gelişmeye devam ederse nasıl bir dünya ortaya çıkar?

Fotoğrafı sürekli kayıt sistemine,

sinematografı cepte taşınan görüntülü cihaza,

demiryolunu dev şehir ulaşım ağına,

mekanik sistemi otomasyona,

röntgeni kimlik ve güvenlik kontrolüne dönüştürüyor.

Bunun için günümüz teknolojilerini bilmesine gerek yoktu.

Teknolojinin hangi yönde ilerleyebileceğini düşünmesi yeterliydi.

Bir ütopyadan fazlası

Rüyada Terakki ve Medeniyet-i İslamiyeyi Rüyet yalnızca teknolojik öngörülerden oluşmaz.

Kitapta eğitimden ekonomiye, kadınların toplumsal hayatından şehir planlamasına, sanayiden devlet düzenine kadar çok geniş bir gelecek modeli vardır.

Üstelik bu geleceğin bazı yönleri bugün modern görünürken bazı toplumsal fikirleri oldukça katı ve kendi döneminin siyasal düşüncelerini taşır. Engin Kılıç da eserin Balkan Savaşları sonrasında güçlü, zengin ve yeniden yükselen bir ülke arzusunun izlerini taşıdığına dikkat çekiyor. (2)

Bu nedenle kitap yalnızca “1913’te teknoloji tahminleri” olarak okunmamalı.

Aynı zamanda bir Osmanlı aydınının yenilgi, sanayileşme, bilim ve modernleşme karşısında nasıl bir gelecek kurduğunu gösteren tarihî bir belge niteliğinde.

Sonuç

1913 yılında İstanbul’da yaşayan Mustafa Nazım Erzurumi;

cep büyüklüğünde görüntülü cihazlardan,

çok katlı Boğaz köprülerinden,

yüksek katlardaki sokaklardan,

otomatik lokantalardan,

sürekli çalışan görüntü kayıt sistemlerinden,

röntgenle kimlik kontrolünden,

giyilebilir uçuş makinelerinden,

uyku makinelerinden

ve birkaç saatte üretim yapan sistemlerden söz ediyordu.

Bugün bunların bazıları bize olağan geliyor.

Bazıları hâlâ bilimkurgu sınırında.

Fakat asıl dikkat çekici olan, Mustafa Nazım’ın bunları yazdığı dünyanın henüz 1913 yılı olması.

Belki de kitabın en ilginç yanı geleceği doğru tahmin etmiş olması değil.

Geleceğin teknolojiyle değişeceğini çok erken fark etmiş olmasıdır.


Belgeler ve Kaynaklar

(1) Molla Davutzade Mustafa Nazım Erzurumi, Rüyada Terakki ve Medeniyet-i İslamiyeyi Rüyet, günümüz Türkçesine uyarlayan Engin Kılıç, Can Yayınları. Can Yayınları eseri halen katalogunda bulunduruyor. Can Yayınları

(2) Engin Kılıç ile Mustafa Nazım Erzurumi ve eseri üzerine söyleşi; yazarın Orhanbey Hanı’ndaki Âsâr-ı Vatan Fabrikası, 24. yüzyıl İstanbul’u ve kitapta yer alan teknolojiler hakkında ayrıntılar. Habertürk

(3) Eserde cep saati büyüklüğündeki cihazın ses ve hareketli görüntü aktarması ve “elektrikli cep sinematografı” olarak açıklanması. dokumen.pub

(4) Üç katlı Boğaz köprüsü ile farklı yüksekliklerdeki balkonlu yollar ve köprüler. dokumen.pub

(5) Lokantadaki düğmeyle çalışan sistemler ve otomatik el yıkama bölümü. dokumen.pub

(6) İnsanları ve ulaşım araçlarını sürekli kaydeden “döner ayna” sistemi. dokumen.pub

(7) Sipariş edilen elbisenin üç saat içinde hazırlanacağına ilişkin bölüm. dokumen.pub

(8) Kitapta ayrıntılı biçimde anlatılan “uyku makinesi”. dokumen.pub

(9) Şehre giriş sırasında röntgenle sağlık kontrolü ve fotoğraf kaydı yapılması. dokumen.pub