Tarih

AKDENİZ’DE 200 TON URANYUM ÇALINDI! | İsrail’in Akdeniz’deki Gizli Operasyonu

Kasım 1968’de Antwerp’ten İtalya’ya gitmesi gereken bir yük gemisi, 560 varil ve yaklaşık 200 ton uranyum oksitle denize açıldı. Gemi İtalya’ya hiç ulaşmadı; 16 gün sonra Türkiye’de İskenderun’a vardığında uranyum ortada yoktu. Olay yıllarca çözülememiş bir nükleer kaçakçılık vakası olarak kaldı. Daha sonra ortaya çıkan istihbarat belgeleri ve tanıklıklar operasyonu İsrail istihbaratıyla ilişkilendirdi. Tarihe “Plumbat Affair” olarak geçen olayın merkezinde ise Mossad yöneticisi Rafi Eitan bulunuyordu. (1) (2)

Videoda Kullanılan Kaynaklar, Belgeler ve Görseller

Önce önemli bir düzeltme: 200 ton saf uranyum değildi

Başlıklarda olay genellikle:

“200 ton uranyum çalındı”

şeklinde anlatılıyor.

Fakat taşınan madde nükleer silaha doğrudan yerleştirilebilecek zenginleştirilmiş uranyum değildi.

Yük yaklaşık 200 ton doğal uranyum oksit, yani yaygın adıyla yellowcake — sarı pasta idi. (1)

Bu madde daha sonra işlenerek nükleer yakıt üretiminde veya uygun tesislerde nükleer programların hammaddesi olarak kullanılabilir.

Yani ortadan kaybolan şey hazır atom bombası malzemesi değildi.

Ama 1968 koşullarında yine de son derece stratejik bir nükleer hammaddeydi.

Her şey Belçika’da başladı

1968 yılında uranyum oksit Belçika merkezli Société Générale des Minerais tarafından satıldı.

Alıcı olarak Batı Almanya’daki Asmara Chemie şirketi görünüyordu.

Resmî hikâyeye göre uranyum İtalya’daki bir şirkete gönderilecek ve nükleer olmayan endüstriyel işlemlerde kullanılacaktı. (2)

Yükün değeri yaklaşık:

3,7 milyon dolar

olarak kayıtlara geçti.

Uranyumun kökeni ise o dönem Belçika bağlantılı madencilik ağlarının yoğun olduğu Afrika’daki Katanga/Shaba bölgesiydi. (2)

Kağıt üzerinde her şey normal görünüyordu.

Ama gerçekte çok daha karmaşık bir zincir kurulmuştu.

560 varil gemiye yüklendi

17 Kasım 1968 sabahı, Batı Alman yük gemisi Scheersberg A, Antwerp limanından ayrıldı. (2)

Geminin ambarında:

560 varil

uranyum oksit bulunuyordu.

Toplam ağırlık:

yaklaşık 200 tondu.

Resmî rota:

Antwerp → Cenova

idi.

Fakat Scheersberg A:

Cenova’ya hiç ulaşmadı.

16 gün sonra Türkiye’de ortaya çıktı

Scheersberg A, Antwerp’ten ayrıldıktan sonra bir süre ortadan kayboldu.

Yaklaşık 16 gün sonra Türkiye’nin İskenderun Limanı’nda yeniden ortaya çıktı.

Gemi oradaydı.

Ama:

560 varil uranyum yoktu.

(2)

Olayın en büyük gizemi de buydu.

Gemi Avrupa’dan çıkmıştı.

Akdeniz’e girmişti.

Sonra uranyum yükü ortadan kaybolmuştu.

Üstelik geminin mürettebatının izinin sürülmesi bile yıllarca sorunlu oldu.

İşin tuhaf tarafı: Kimse sigorta parasını bile istemedi

Normal şartlarda 3,7 milyon dolarlık bir yük denizde kaybolursa ilk yapılacak şey:

sigorta şirketine başvurmaktır.

Fakat uranyumu satın alan Asmara Chemie’nin sigortadan tazminat talep etmemesi araştırmacıların dikkatini çekti. (2)

Daha garip olan başka bir gelişme vardı.

Scheersberg A Antwerp’ten ayrıldıktan üç gün sonra, uranyumu işlemesi gereken İtalyan şirketiyle yapılan anlaşma iptal edildi.

İtalyan şirkete de iptal nedeniyle yaklaşık 30.000 dolar tazminat ödendi. (2)

Bu durum, yükün gerçekten İtalya’ya gitmesinin baştan planlanıp planlanmadığı konusunda ciddi şüphe yarattı.

Euratom soruşturma başlattı

Uranyum hemen kayıp olarak fark edilmedi.

Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu Euratom, 1969 başında yükün durumunu kontrol etmeye başladığında şirketlerden tatmin edici cevap alamadı.

Bunun üzerine soruşturma açıldı.

Belçika, Almanya, İtalya ve başka ülkelerin güvenlik birimleri de olayı araştırdı. (2)

Ancak yapılan soruşturmalar:

uranyumun tam olarak nerede boşaltıldığını,
hangi limana götürüldüğünü
ve operasyonu kimin gerçekleştirdiğini

kesin biçimde ortaya koyamadı.

O dönem için olay:

çözülmemiş bir nükleer kayıp vakasıydı.

Sonra İsrail şüphesi ortaya çıktı

1970’li yıllarda olay yeniden gündeme geldi.

Avrupa ve Amerikan istihbarat çevrelerinde yükün aslında:

İsrail’e gönderildiği

iddiası güç kazandı.

İsrail Atom Enerjisi Komisyonu 1977’de bu iddiaları açıkça reddetti.

Komisyon sözcüsü İsrail’in olayla hiçbir bağlantısının bulunmadığını söyledi. (3)

Ancak aynı dönemde ortaya çıkan başka bilgiler iddiayı güçlendirdi.

Bir İsrail ajanının itiraf ettiği ileri sürüldü

1973’te Norveç’te Lillehammer olayı nedeniyle yakalanan İsrail ajanlarından Dan Aerbel’in sorgusunda ilginç bir ayrıntı ortaya çıktı.

Eski Norveç başsavcısı Haakon Wiker, Aerbel’in kendisine:

1968 yılında 200 ton uranyumun İsrail’e yönlendirilmesi operasyonunda görev aldığını

söylediğini açıkladı. (3)

Bu açıklama 1977’de kamuoyuna yansıdı.

Artık Plumbat olayı yalnızca istihbarat çevrelerinin tahmini değildi.

Operasyonla bağlantılı olduğu ileri sürülen bir İsrail ajanına dayandırılan doğrudan bir tanıklık da vardı.

Asıl önemli isim: Rafi Eitan

Yıllar sonra yayımlanan FBI ve CIA bağlantılı belgeler çok daha güçlü bir bağlantı ortaya koydu.

Rafi Eitan, dönemin en önemli İsrail istihbarat görevlilerinden biriydi.

1963–1972 arasında Mossad operasyonlarında üst düzey görevlerde bulundu.

Aynı zamanda İsrail’in bilimsel ve teknolojik istihbarat teşkilatı LAKAM ile bağlantılı özel görevlerde çalışıyordu.

National Security Archive’ın deklasifiye Amerikan belgelerine dayanarak yaptığı değerlendirmeye göre:

Rafi Eitan, 1968’de 200 ton doğal uranyum oksidin Avrupa’dan İsrail’e yönlendirildiği Plumbat operasyonundaki Mossad/LAKAM ekibini organize etti. (1)

Bu nedenle bugün olayın İsrail istihbaratı bağlantısı, 1977’deki ilk haberlerde olduğundan çok daha güçlü belge desteğine sahip.

“Mossad yaptı” demek tamamen doğru mu?

Burada küçük ama önemli bir ayrım var.

İsrail’in istihbarat sistemi yalnızca Mossad’dan oluşmuyordu.

Nükleer teknoloji ve bilimsel istihbarat konusunda özellikle:

LAKAM — Bilimsel İlişkiler Bürosu

önemli rol oynuyordu.

Rafi Eitan ise hem Mossad operasyonlarında görev yapmış hem de LAKAM bağlantılı özel operasyonlarda çalışmış bir isimdi. (1)

Bu nedenle olayı yalnızca:

“Mossad operasyonu”

diye anlatmak anlaşılır olsa da tarihsel olarak daha kesin ifade:

“Mossad/LAKAM bağlantılı İsrail istihbarat operasyonu”

olacaktır.

Operasyonun adı neden “Plumbat”?

İşin en ilginç ayrıntılarından biri operasyonun adı.

Uranyum oksit varilleri üzerindeki belgelerde yükün niteliğini gizlemek için “plumbat” ifadesinin kullanıldığı anlatılıyor.

“Plumbum” Latince:

kurşun

anlamına geliyor.

Bu nedenle operasyon daha sonra istihbarat literatüründe:

Plumbat Affair — Plumbat Olayı

adıyla anılmaya başladı. (4)

Peki uranyum Akdeniz’de başka bir gemiye mi aktarıldı?

En popüler anlatıya göre evet.

Daha sonraki araştırmalarda Scheersberg A’daki yükün Akdeniz’de İsrail bağlantılı başka bir gemiye aktarıldığı ileri sürüldü.

Bazı anlatılara göre operasyon İsrail savaş gemilerinin koruması altında gerçekleştirildi. (4)

Ancak burada kesinlik derecesini ayırmak gerekiyor.

1977’de olayı araştıran Avrupa yetkilileri:

uranyumun gemiden tam olarak nerede ve nasıl çıktığını kanıtlayamadıklarını

açıkça söylüyordu.

O dönemde ortaya atılan teoriler arasında:

gemiden gemiye transfer,
bir Orta Doğu limanına gizlice boşaltma
ve doğrudan İsrail’e yönlendirme

bulunuyordu. (2)

Dolayısıyla:

İsrail istihbaratının operasyonla bağlantısı konusunda güçlü sonraki belge ve tanıklıklar var.

Ama 560 varilin Akdeniz’in tam olarak hangi noktasında ve hangi gemiye aktarıldığını kesin olarak biliyoruz demek fazla iddialı olur.

İsrail neden 200 ton yellowcake istiyordu?

1960’ların sonunda İsrail’in Dimona nükleer tesisi Amerikan istihbaratının yakın takibindeydi.

ABD Dışişleri Bakanlığına ait 1967 tarihli bir değerlendirme, Dimona reaktörünün yılda yaklaşık bir veya iki nükleer silaha yetecek miktarda plütonyum üretme kapasitesine sahip olduğunu değerlendiriyordu; aynı belge İsrail’in nükleer programı hakkındaki belirsizliğin sürdüğünü de özellikle belirtiyordu. (5)

Doğal uranyum oksit böyle bir reaktör programının önemli hammaddelerinden biridir.

Dolayısıyla 200 ton yellowcake:

uzun vadeli ciddi bir nükleer hammadde rezervi

anlamına geliyordu.

Ancak yellowcake’in kendisinin doğrudan “30 atom bombası” olduğunu söylemek teknik olarak yanlış olur.

Önce yakıta dönüştürülmesi, reaktörde kullanılması ve daha sonra oluşan plütonyumun ayrıştırılması gibi ileri işlemler gerekir.

Aslında İsrail daha önce de uranyum toplamıştı

Amerikan diplomatik belgeleri başka bir ilginç ayrıntı gösteriyor.

1967 tarihli ABD değerlendirmesinde İsrail’in birkaç yıl önce Arjantin’den 80–100 ton koruma rejimi dışında uranyum konsantresi satın aldığı ve Amerikalı yetkililerin bu malzemenin akıbeti hakkında tatmin edici bilgi alamadığı belirtiliyordu. (5)

Yani Plumbat olayı ortaya çıktığında İsrail’in uranyum tedariki zaten Amerikan istihbaratının dikkatini çekmiş durumdaydı.

200 tonluk yük gerçekten İsrail’e ulaştı mı?

Tarihsel değerlendirme açısından en doğru cevap:

Büyük olasılıkla evet; ancak olayın bütün operasyonel ayrıntıları açık kaynaklarda kesin olarak belgelenmiş değil.

1977’de Euratom yetkilileri yükün İsrail’e gitmiş olabileceğine inanıyordu fakat doğrudan kanıt sunamıyordu. (2)

İsrail resmen bağlantıyı reddetti. (3)

Daha sonra ortaya çıkan istihbarat belgeleri ise Rafi Eitan liderliğindeki Mossad/LAKAM ekibini Plumbat operasyonuyla açık biçimde ilişkilendirdi. (1)

Bu nedenle olay bugün basit bir:

“Akdeniz’de açıklanamayan uranyum kaybı”

olmaktan çok daha fazlası olarak değerlendiriliyor.

Gerçek hikâye zaten casusluk filmi gibi

200 ton nükleer hammadde.

560 varil.

Bir Alman yük gemisi.

Sahte veya paravan şirketler.

Antwerp’ten Cenova’ya gitmesi gereken bir rota.

Akdeniz’de kaybolan yük.

İskenderun’da boş şekilde ortaya çıkan gemi.

Ve yıllar sonra deklasifiye belgelerde karşımıza çıkan:

Rafi Eitan ve İsrail istihbaratı.

Bu yüzden Plumbat operasyonunun en çarpıcı tarafı belki de uranyumun çalınması değil.

200 tonluk bir nükleer hammaddenin Avrupa’nın ortasından çıkarılıp Akdeniz’de kaybettirilmesi ve olayın yıllarca kesin biçimde çözülememiş olması.

Kaynaklar ve Belgeler

(1) National Security Archive — The NUMEC Affair / Rafi Eitan ve Plumbat Operasyonu
Deklasifiye FBI ve CIA kayıtlarına dayanarak Rafi Eitan’ın 1968’de 200 ton doğal uranyum oksidi İsrail’e yönlendiren Mossad/LAKAM ekibini organize ettiğini aktarıyor. Ulusal Güvenlik Arşivi
https://nsarchive.gwu.edu/briefing-book/nuclear-vault/2016-11-02/numec-affair-did-highly-enriched-uranium-us-aid-israels-nuclear-weapons-program

(2) The Washington Post — Odyssey of Nuclear Shipment Baffles Experts in Europe, 1977
Scheersberg A, 560 varil, 200 tonluk yük, Antwerp-Cenova rotası, İskenderun’a varışı ve ilk Euratom soruşturmasının ayrıntıları. Washington Post
https://www.washingtonpost.com/archive/politics/1977/05/17/odyssey-of-nuclear-shipment-baffles-experts-in-europe/8054e127-571f-433b-8c56-01d85535aae3/

(3) The Washington Post — Uranium Theft / Israel Denies Involvement, 1977
Dan Aerbel’e atfedilen itiraf ve İsrail Atom Enerjisi Komisyonu’nun olayla bağlantıyı reddeden açıklaması. Washington Post
https://www.washingtonpost.com/archive/national/1977/05/10/uranium-theft/535b3b2a-5da4-4dcf-9e65-079c983d41e0/

(4) The Guardian — Israel’s Secret Nuclear Arsenal / Plumbat Affair
Paravan şirketler ve Plumbat operasyonunun sonraki tarihsel anlatımı. Guardian
https://www.theguardian.com/world/2014/jan/15/truth-israels-secret-nuclear-arsenal

(5) U.S. Department of State, Office of the Historian — FRUS, 1967
Dimona’nın kapasitesine ilişkin dönemin Amerikan değerlendirmesi ve İsrail’in daha önce Arjantin’den aldığı 80–100 ton uranyum konsantresi hakkındaki Amerikan kaygıları. Tarih Ofisi
https://history.state.gov/historicaldocuments/frus1964-68v18/d415

ORJİNAL FBI BELGESİ 10-Memorandum-from-SAC-WFO-to-Director-FBI.pdf