15. yüzyılda Amasya’da yaşayan Osmanlı hekimi Şerafeddin Sabuncuoğlu, yalnızca kitaplardan öğrendiği ilaçları aktarmakla yetinmedi. Etkisini görmek istediği bazı ilaçları hayvanlarda, hastalarında ve hatta kendi üzerinde denedi. 1468’de tamamladığı Mücerrebnâme adlı eserinde anlattığı en çarpıcı deneylerden birinde hazırladığı tiryakı içti, zehirli bir yılana parmağını ısırttı ve sonucu gözlemledi. Sabuncuoğlu’nun kendi kaydına göre ne parmağında belirgin bir şişme ne de vücudunda zehirlenme belirtisi oluştu. (1) (2)
Videoda Kullanılan Kaynaklar, Belgeler ve Görseller
Hikâye 15. yüzyıl Amasya’sında başladı
Şerafeddin Sabuncuoğlu yaklaşık 1386 yılında Amasya’da dünyaya geldi.
Hekim bir aileden geliyordu.
Dedesi Sabuncuoğlu Hacı İlyas Çelebi, Osmanlı hükümdarı Çelebi Mehmed döneminde hekimbaşılık yapmıştı. (1)
Şerafeddin eğitimini Amasya’daki Dârüşşifâ’da aldı.
Daha sonra burada yaklaşık:
14 yıl hekimlik yaptı.
Ama onu döneminin birçok hekiminden ayıran şey yalnızca tıp bilgisi değildi.
Sabuncuoğlu:
gözlem ve deneye olağanüstü önem veriyordu.
Sadece cerrah değildi
Sabuncuoğlu bugün özellikle:
Cerrâhiyye-i İlhâniyye
adlı eseriyle tanınıyor.
Bu eser ameliyatları, cerrahi aletleri ve uygulamaları resimlerle anlatan çok önemli bir Osmanlı tıp kitabı.
Üstelik cerrahları ve hastaları gösteren renkli minyatürler de içeriyor.
Ancak Sabuncuoğlu’nun bilim tarihi açısından belki daha da ilginç eseri:
Mücerrebnâme.
Kelimenin kökü:
“tecrübe edilmiş, denenmiş”
anlamına geliyor.
Eser 1468 yılında tamamlandı. (1)
Kitabın adı boşuna “Deneyler Kitabı” değildi
Sabuncuoğlu bu kitapta yalnızca:
“Falanca ilaç şu hastalığa iyi gelir.”
demiyordu.
Kendi kullandığı ilaçlarla ilgili:
hastanın durumunu,
uygulanan ilacı,
dozu,
gözlediği değişiklikleri
ve bazen başarısız sonuçları
kaydetmeye çalışıyordu. (2)
Atatürk Kültür Merkezi, Mücerrebnâmeyi bugün:
Anadolu’da yazılmış ilk Türkçe deneysel tıp eserlerinden biri
olarak değerlendiriyor. (3)
Kitapta insan vakalarının yanında:
hayvan deneyleri ve Sabuncuoğlu’nun kendi üzerinde yaptığı deneyler de bulunuyor.
Ve bir gün kapısına bir yılancı geldi
Sabuncuoğlu’nun anlattığı en sıra dışı vakalardan biri tam burada başlıyor.
Anlatıya göre bir gün yanına bir:
yılancı
geldi.
Yılancı elinde çok zehirli olduğunu söylediği bir yılan bulunduğunu anlattı.
Bazı modern akademik çeviriler hayvanı açıkça:
“viper” — engerek
olarak aktarıyor. (4)
Sabuncuoğlu’nun elinde ise hazırladığı özel bir ilaç vardı:
tiryak.
Ve bunun gerçekten yılan zehrine karşı işe yarayıp yaramadığını görmek istedi.
Tiryak neydi?
Bugün “panzehir” dediğimizde çoğunlukla belirli bir zehre karşı hazırlanmış modern antivenomları düşünüyoruz.
- yüzyıldaki tiryak bundan çok farklıydı.
Tiryak:
çok sayıda bitkisel ve başka drogların karıştırıldığı,
zehirlenmeler başta olmak üzere çeşitli hastalıklara karşı kullanılan
karmaşık bir ilaç karışımıydı.
Antik Yunan-Roma tıbbından İslam tıbbına geçmiş çok eski bir farmakolojik gelenekti.
Sabuncuoğlu da kendi hazırladığı formülü:
Tiryâk-ı Fârûk’a alternatif bir panzehir
olarak değerlendiriyordu. (4)
Önce panzehiri içti
Sabuncuoğlu anlatısına göre deneyden önce:
hazırladığı tiryaktan yedi.
Sonra yılancıya:
“Getir yılanını.”
dedi.
Ardından kendi elini uzattı.
Modern çalışmalarda olay genellikle:
sol elinin orta parmağını zehirli yılana ısırttığı
şeklinde aktarılıyor. (4)
Bazı Türkçe tıp tarihi çalışmalarında ise parmak:
işaret parmağı
olarak geçiyor. (2)
Bu küçük ayrıntıda modern aktarımlar arasında farklılık bulunuyor.
Ama ana olay konusunda kaynaklar aynı:
Sabuncuoğlu bilerek kendisini zehirli yılana ısırttı.
Sonra bir doz daha aldı
Deney yalnızca bununla bitmedi.
Sabuncuoğlu ısırılmanın ardından:
tiryaktan hazırladığı şerbeti içti
ve ilacı:
yılanın ısırdığı bölgeye de uyguladı.
Ardından yapabileceği tek şeyi yaptı:
bekledi.
Zehir etkisini gösterecek miydi?
Parmak şişecek miydi?
Vücudunda sistemik bir belirti gelişecek miydi?
Sabuncuoğlu kendi vücudunu:
deney konusu haline getirmişti.
Kendi kaydına göre hiçbir şey olmadı
Mücerrebnâmede aktardığı sonuca göre:
parmağında belirgin bir değişiklik olmadı
ve vücudunda da zehrin etkisini gösteren bir durum ortaya çıkmadı. (2) (4)
Bu nedenle Sabuncuoğlu:
hazırladığı tiryakın etkili olduğuna kanaat getirdi.
Ama burada modern bilim açısından çok önemli bir sınır var.
Bugün:
yılanın gerçekten ne kadar zehir enjekte ettiğini,
ısırığın kuru ısırık olup olmadığını,
hayvanın kesin türünü,
alınan zehir miktarını
ve tiryakın hangi bileşeninin ne etkisi olduğunu
bilmiyoruz.
Dolayısıyla bu tarihsel olayı:
“Sabuncuoğlu modern anlamda bilimsel olarak panzehiri kanıtladı.”
şeklinde anlatmak doğru olmaz.
Fakat bununla yetinmedi
Sabuncuoğlu aynı tiryakı:
bir hayvan deneyinde de sınadı.
Bir horoz aldı.
Horozun bir bacağındaki tüyleri yoldu.
Ardından zehirli yılana horozu:
üç kez ısırttı.
Sonra hazırladığı tiryakı horoza verdi.
Hayvan kümese bırakıldı.
Sabuncuoğlu daha sonra horozu kontrol ettiğinde hayvanın hayatta olduğunu kaydetti.
Ertesi gün ise horozun durumunun düzeldiğini yazdı. (2)
Bu deney günümüz standartlarında kontrollü bir farmakoloji deneyi değil.
Ama 15. yüzyıl açısından yaklaşım son derece dikkat çekici:
önce uyguluyor, sonra sonucu gözlüyor ve bunu yazılı olarak kaydediyor.
Sabuncuoğlu neden kendisini riske attı?
Bunu kendi metninden modern psikolojiyle açıklamak mümkün değil.
Fakat eserlerinin genel yaklaşımı açık.
Sabuncuoğlu:
başka kitaplarda yazan bilgileri yalnızca tekrar etmek yerine,
kendi tecrübe ettiği uygulamaları ayırmaya çalışıyordu.
Mücerrebnâme zaten bu düşüncenin ürünü.
İlaçların etkisini:
hasta üzerinde,
hayvan üzerinde
ve gerektiğinde:
kendi üzerinde
gözlemlediğini kaydediyor. (3)
Bugün buna:
self-experimentation — özdeney
diyoruz.
Kendisini denek yapan bilim insanları çok daha sonra da oldu
Bilim tarihinde araştırmacıların kendi üzerlerinde deney yapmasının başka ünlü örnekleri de var.
Fakat 15. yüzyılda Anadolu’da bir hekimin:
kendi hazırladığı bir antidotu alması,
kendisini zehirli bir yılana ısırttırması,
sonucu gözlemlemesi
ve bunu tıp kitabına vaka şeklinde kaydetmesi:
tıp tarihi açısından son derece sıra dışı.
Modern bir klinik çalışma değildi.
Kontrol grubu yoktu.
Zehir dozu bilinmiyordu.
Tekrarlanabilirlik problemi vardı.
Ama yaklaşımda dikkat çeken düşünce:
“Bir ilacın işe yaradığını söylüyorsam önce etkisini gözlemlemeliyim.”
fikriydi.
Ve bunu yaklaşık 85 yaşında yazdı
Sabuncuoğlu Mücerrebnâmeyi:
1468 yılında
kaleme aldı.
Eserinde o sırada yaklaşık:
85 yaşında olduğunu
belirtiyor. (1)
Bu da hikâyeyi daha ilginç hale getiriyor.
Çünkü eser genç bir hekimin maceracı notlarından oluşmuyor.
Yaklaşık yarım yüzyıllık hekimlik tecrübesini biriktirmiş yaşlı bir doktor:
hangi ilaçları gerçekten denediğini gelecek hekimlere bırakmaya çalışıyordu.
Fakat bugün bu tiryakı denemek kesinlikle aynı şey değil
Burada tarih ile modern tıbbı birbirinden ayırmak gerekiyor.
Sabuncuoğlu’nun deneyi:
tıp tarihinin parçasıdır.
Bugün zehirli yılan ısırıklarının tedavisi:
yılan türüne ve klinik tabloya göre tıbbi değerlendirme,
destek tedavisi
ve gerektiğinde modern antivenom
uygulamasına dayanır.
- yüzyıldaki tiryak tarifleri:
modern antivenom yerine kullanılamaz.
Sabuncuoğlu’nun kendi üzerinde böyle bir deney yapmış olması da bunun bugün tekrarlanabilir veya güvenli olduğu anlamına gelmez.
Asıl önemli olan yılan değil
Hikâyeyi sadece:
“Osmanlı doktoru kendisini yılana ısırttı.”
diye anlatınca olay ilginç bir anekdota dönüşüyor.
Ama asıl önemli kısım bundan daha büyük.
Şerafeddin Sabuncuoğlu:
- yüzyılda,
Amasya’da,
ilaçların etkisini yalnızca otoritelere dayanarak anlatmak yerine:
deneyimlediğini kaydetmeye çalışıyordu.
Hayvanları gözlemledi.
Hastalarını takip etti.
Kendi üzerinde deney yaptı.
Sonuçları:
Mücerrebnâme’ye yazdı.
Bugünkü bilimsel yöntemi kullandığını söylemek anakronik olur.
Ama tıp tarihinde:
deney ve gözleme dayalı farmakolojiye doğru atılmış dikkat çekici erken adımlardan birini temsil ediyor. (3) (5)
Ve belki hikâyenin en çarpıcı tarafı şu:
Yaklaşık 550 yıl önce bir Osmanlı hekimi hazırladığı panzehire o kadar güveniyordu ki:
kanıtlamak için kendi parmağını zehirli yılana uzattı.
Kaynaklar ve Belgeler
(1) TDV İslâm Ansiklopedisi — Sabuncuoğlu Şerefeddin
Sabuncuoğlu’nun hayatı, Amasya Dârüşşifâsı, eserleri ve 1468 tarihli Mücerrebnâme.
https://islamansiklopedisi.org.tr/sabuncuoglu-serefeddin TDV İslâm Ansiklopedisi
(2) İlter Uzel — Sabuncuoğlu Şerefeddin ve deneysel tıp çalışmaları
Mücerrebnâmedeki kendi üzerinde yaptığı yılan deneyi ve horoz üzerinde gerçekleştirilen deney ayrıntılı biçimde aktarılıyor.
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/4976066 DergiPark
(3) Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı — Sabuncuoğlu Şerefeddin ve Mücerreb-nâme
Eseri Anadolu’da yazılmış ilk Türkçe deneysel tıp kitaplarından biri olarak tanımlıyor; hayvanlar, insanlar ve kendi üzerinde yapılan deneyleri vurguluyor.
https://akmb.gov.tr/manset/ataturk-kultur-merkezi-baskanliginca-sabuncuoglu-serefeddin-ve-mucerreb-namenin-genisletilmis-ikinci-baskisi-yayimlandi/ Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı
(4) Osmanlı tıbbındaki tiryak formülleri üzerine akademik çalışma
Sabuncuoğlu’nun kendi anlatısından hareketle tiryakı içmesi, zehirli engereğe parmağını ısırtması ve sonrasında gözlemlediği sonucu aktarıyor.
https://www.researchgate.net/publication/327702263_The_Comparison_of_Grand_Theriac_Formulations_in_Canon_of_Avicenna_and_Two_Manuscripts_From_Early_Ottoman_Medicine ResearchGate
(5) Journal of Medical Biography / PubMed — Sabuncuoğlu Şerefeddin: experimental pharmacology
Mücerrebnâmede hayvanlar ve kendi üzerinde yapılan farmakolojik deneylerin Sabuncuoğlu’nun tıp tarihindeki önemini değerlendiren modern akademik çalışma.
https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/40900103/