Tarih

HAZİNE KAÇIRILDI MI? YOKSA HİÇ YOKTU? | Dorak Hazinesi: Kaçakçılık mı, Kusursuz Bir Yalan mı?

1950’lerin sonunda İngiliz arkeolog James Mellaart, Bursa yakınlarındaki Dorak köyünden çıkarıldığı söylenen olağanüstü bir Erken Tunç Çağı hazinesini gördüğünü açıkladı. Altın, gümüş, silahlar, takılar ve kraliyet mezarlarına ait olduğu ileri sürülen onlarca eser vardı. Fakat ortada tek bir fotoğraf bile yoktu. Hazineyi Mellaart’a gösterdiği söylenen kadın bulunamadı, verdiği adres doğrulanamadı ve eserlerin hiçbiri bir daha ortaya çıkmadı. (1) (2)

Videoda Kullanılan Kaynaklar, Belgeler ve Görseller

Hikâye bir tren yolculuğuyla başladı

James Mellaart, 1950’lerde Anadolu arkeolojisinin yükselen isimlerinden biriydi.

Beycesultan ve Hacılar kazılarında çalışmış, daha sonra Çatalhöyük’ü dünya arkeolojisinin gündemine taşıyacak araştırmacıydı.

Mellaart’ın anlattığına göre Dorak Hazinesi hikâyesi İzmir’e giden bir tren yolculuğunda başladı.

Karşısında oturan genç bir kadının kolundaki eski görünümlü bilezik dikkatini çekti.

Kadının adı:

Anna Papastrati idi.

Mellaart bileziğin nereden geldiğini sorunca kadın, ailesinde buna benzer başka eski eserler bulunduğunu söyledi.

Ve onu İzmir’deki evine davet etti. (1)

Evde karşısına olağanüstü bir hazine çıktı

Mellaart’ın anlatımına göre evde gördüğü eserler sıradan birkaç antika değildi.

Altın ve gümüş kaplar,

hançerler,

balta ve silahlar,

takılar,

heykelcikler,

değerli taşlar

ve çeşitli törensel eşyalar bulunuyordu.

Bunların Bursa’nın Mustafakemalpaşa ilçesi yakınlarındaki Dorak civarında bulunan mezarlardan çıkarıldığı söyleniyordu. (1)

Mellaart eserleri Erken Tunç Çağı’nın sonlarına, kabaca MÖ üçüncü binyılın son bölümüne tarihlendirdi.

Buluntuların Yortan kültürü ve Kuzeybatı Anadolu dünyasıyla bağlantılı olduğunu düşünüyordu.

Eğer gerçekten doğruysa:

Anadolu arkeolojisinin en önemli kraliyet mezarı buluntularından biriyle karşı karşıyaydı.

Ama fotoğraf çekemedi

Hikâyenin ilk büyük problemi burada başladı.

Mellaart’ın elinde:

tek bir fotoğraf bile yoktu.

Kendi anlatımlarında ayrıntılar zaman içerisinde değişse de ortak nokta şu:

Eserleri birkaç gün boyunca incelemiş ve çizimlerini yapmıştı.

Ancak hazine fotoğraflanmamıştı. (1) (2)

Anna Papastrati’nin daha sonra fotoğraf gönderme sözü verdiği söylendi.

Fotoğraflar:

hiç gelmedi.

Dolayısıyla bugün Dorak Hazinesi dediğimiz şeyin elimizdeki tek ayrıntılı görsel kaynağı:

James Mellaart’ın çizimleri.

Anna’dan bir mektup geldi

1958’de Ankara’daki İngiliz Arkeoloji Enstitüsü’ne Anna Papastrati adına yazılmış bir mektup ulaştı.

Mektupta Mellaart’a eserlerin çizimlerini yayımlaması için izin verildiği belirtiliyordu. (1)

Bu mektup Mellaart açısından son derece önemliydi.

Çünkü eserleri kendisinin uydurmadığını ve sahibinin yayın izni verdiğini gösteren bir belge gibi görünüyordu.

Mellaart daha sonra çizimlerini yayımlamak istedi.

Fakat İngiliz Arkeoloji Enstitüsü yöneticileri:

fotoğrafları bulunmayan ve kaynağı doğrulanamayan bir hazine konusunda temkinliydi.

(1)

1959’da bütün dünya Dorak Hazinesi’ni gördü

Mellaart sonunda buluntuları akademik bir kazı raporunda değil:

The Illustrated London News

dergisinde yayımladı.

28 Kasım 1959 tarihli yazının başlığı son derece iddialıydı:

“The Royal Treasure from Dorak.”

Yazı dört sayfaya yayılmış ve yaklaşık 18 çizim içeriyordu. (1)

Mellaart hazinenin önemini Mezopotamya’daki Ur Kraliyet Mezarları gibi büyük keşiflerle karşılaştırıyordu.

Arkeoloji dünyası doğal olarak heyecanlandı.

Çünkü çizimler doğruysa Kuzeybatı Anadolu’daki zenginliğin ve uluslararası ilişkilerin bilinen tarihini değiştirebilecek buluntular söz konusuydu.

İçlerinden biri özellikle şaşırtıcıydı

Mellaart’ın çizdiği eserlerden bazılarının Anadolu dışındaki bölgelerle ilişkilendirilebilecek özellikler taşıdığı ileri sürülüyordu.

En dikkat çekici iddialardan biri:

Mısır bağlantısıydı.

Eğer bu bağlantılar doğruysa Erken Tunç Çağı’nda Anadolu ile Mısır arasında tahmin edilenden çok daha gelişmiş bir diplomatik veya ticari ilişki bulunmuş olabilirdi.

İşte bu nedenle Dorak Hazinesi yalnızca güzel altınlardan oluşan bir define değildi.

Doğru olması hâlinde:

Anadolu tarihinin yorumlanmasını değiştirebilecek bir arkeolojik kanıt olabilirdi.

Sonra Türk makamları basit bir soru sordu

Hazine nerede?

Mellaart eserleri kendisinin almadığını söylüyordu.

Anna Papastrati’de görmüş ve yalnızca çizmişti.

O halde kadını bulmak gerekiyordu.

Mellaart’ın verdiği adres araştırıldı:

Kazım Dirik Caddesi No: 217, Karşıyaka – İzmir.

Fakat Anna Papastrati bulunamadı.

Mellaart’ın tarif ettiği ev de doğrulanamadı. (1) (2)

Hazineyi Mellaart dışında gördüğü kesin olarak gösterilebilen başka bir kişi de ortaya çıkmadı.

Ve en önemlisi:

eserler kaybolmuştu.

Ne müzede ne koleksiyonda

Olaydan sonra onlarca yıl geçti.

Fakat Dorak Hazinesi’ne ait olduğu kesin olarak gösterilen tek bir obje bile:

müzelerde,

açık artırmalarda,

özel koleksiyonlarda

veya bilinen yasa dışı eser soruşturmalarında

ortaya çıkmadı. (1) (2)

Bu oldukça önemli.

Çünkü Mellaart’ın çizimlerindeki hazine sıradan ve kolayca gözden kaçabilecek birkaç parçadan oluşmuyordu.

Çok sayıda dikkat çekici eser vardı.

Böyle bir koleksiyon gerçekten uluslararası kaçakçılık piyasasına girdiyse:

neden hiçbir parçası altmış yıldan fazla süredir tanımlanamadı?

Türk basını kaçakçılık iddiasını ortaya attı

1962’den itibaren olay Türkiye’de büyük bir skandala dönüştü.

Gazetelerde Mellaart’ın:

Dorak’taki yasadışı kazıyla,

eserlerin yurtdışına çıkarılmasıyla

ve tarihi eser kaçakçılığıyla

bağlantılı olabileceği iddiaları yayımlandı. (1)

Bölgede geçmişte yabancılar tarafından kazı yapıldığına ilişkin bazı tanıklıklar da gündeme getirildi.

Bazı kişiler Dorak civarında yabancı bir erkek ve bir kadının kazı yaptığını söyledi.

Fakat bu anlatımlar:

Dorak Hazinesi’nin gerçekten bulunduğunu ve Mellaart tarafından kaçırıldığını kesin biçimde kanıtlayamadı.

Bedelini Mellaart ödedi

Dorak olayı Mellaart’ın Türkiye’deki kariyerini ciddi biçimde etkiledi.

Kazı izinleri kısıtlandı.

Çatalhöyük’teki çalışmalarını bağımsız biçimde sürdürmesi giderek zorlaştı.

Bir süre daha sınırlı koşullarda Türkiye’deki arkeolojik çalışmalara katılsa da Dorak skandalı kariyerinin geri kalanında peşini bırakmadı. (2) (3)

İşin ilginç tarafı:

Mellaart hiçbir zaman:

“Dorak Hazinesi’ni uydurdum.”

demedi.

Ömrünün sonuna kadar hazinenin gerçek olduğunu savundu.

İngilizler de soruşturdu

Olay yalnızca Türk makamlarının iddialarından ibaret değildi.

British Institute of Archaeology at Ankara içerisinde de konu araştırıldı.

1968’de oluşturulan bir inceleme komitesi Mellaart’ın olaylara ilişkin anlatımını kabul etti. (2)

Aynı yıl gazeteciler Kenneth Pearson ve Patricia Connor:

The Dorak Affair

isimli kapsamlı bir kitap yayımladı.

Onlar da olayın sonunda kesin bir cevaba ulaşamadı.

Yani:

Mellaart’ın kaçakçı olduğu kanıtlanamadı.

Fakat:

hazinenin gerçekten var olduğu da kanıtlanamadı.

Bir ihtimal: Hazine gerçekti ve kaçırıldı

Birinci teoriye göre:

Dorak Hazinesi gerçekten vardı.

Yasadışı bir kazıyla bulundu.

Eser kaçakçıları tarafından uluslararası piyasaya çıkarıldı.

Mellaart ise hazinenin gerçek kaynağını gizleyen kişiler tarafından kullanıldı veya bilerek kaynak göstermedi. (4)

Bu teori bir soruyu açıklayabiliyor:

Neden Mellaart bu kadar ayrıntılı eser çizmişti?

Belki de gerçekten önünde gerçek eserler vardı.

Ancak aynı teori başka bir soruyu cevaplamakta zorlanıyor:

Eserler bugün nerede?

İkinci ihtimal: Hazine tamamen uyduruldu

Daha sert teori ise şu:

Dorak Hazinesi hiç var olmadı.

Mellaart eserleri kendisi tasarladı ve Erken Tunç Çağı Anadolu’su hakkındaki teorilerini destekleyecek hayalî bir arkeolojik buluntu yarattı.

Bu görüşü güçlendiren en önemli gelişme ise:

Mellaart öldükten sonra yaşandı.

Ölümünden sonra çalışma odası açıldı

James Mellaart 2012’de öldü.

2018’de arşivini inceleyen araştırmacılar oldukça rahatsız edici bir tabloyla karşılaştı.

Mellaart’ın bazı başka arkeolojik konularda:

sahte çizimler,

uydurulmuş belgeler

ve kendi teorilerini destekleyecek şekilde hazırlanmış materyaller

ürettiğine ilişkin güçlü kanıtlar bulundu. (5)

Özellikle bazı sözde Luvice belgelerin ve arkeolojik çizimlerin üretim aşamalarına ait taslakların çalışma odasında bulunması:

Mellaart’ın bilimsel güvenilirliğine çok ağır darbe vurdu.

Bu, Dorak Hazinesi’nin sahte olduğunu kanıtlıyor mu?

Hayır.

Ve burası önemli.

Mellaart’ın arşivinde başka konularda sahte materyal hazırladığına ilişkin güçlü kanıtlar bulunması:

Dorak hikâyesini doğal olarak çok daha şüpheli hâle getiriyor.

Fakat Dorak Hazinesi’nin kendisini Mellaart’ın çizim masasında oluşturduğunu kesin olarak gösteren:

aynı nitelikte doğrudan bir kanıt bulunmuş değil.

Luwian Studies’in Mellaart arşivi üzerine yayımladığı değerlendirme de özellikle bunu belirtiyor:

Arşivde Dorak hakkında uzun bir el yazması bulunmasına rağmen hazinenin Mellaart tarafından uydurulduğunu kesinleştiren yeni bir belge ortaya çıkmadı. (5)

Yani durum hâlâ garip:

Adamın başka sahtecilikleri kanıtlandı.
Ama Dorak konusunda son delil hâlâ yok.

Üçüncü ihtimal belki daha da ilginç

Dorak olayının yalnızca iki seçeneği olmak zorunda değil.

Belki de:

bazı eserler gerçekten vardı,

ama hepsi aynı mezardan çıkmamıştı.

Kaçakçılar farklı yerlerden gelen objeleri bir araya getirmiş olabilir.

Mellaart bunlara bir “Dorak Kraliyet Hazinesi” kimliği vermiş olabilir.

Ya da gerçek eserlerle hayalî parçalar aynı anlatıda birleştirilmiş olabilir.

Bu ihtimal de yıllardır tartışılıyor.

Fakat elde özgün eser olmadığı için:

arkeometrik analiz yapmak bile mümkün değil.

Dorak’ta gerçekten Tunç Çağı izi var mı?

Dorak ve çevresinde daha sonraki yıllarda yüzey araştırmaları yapıldı.

Bazı araştırmalarda Dorak köyünün doğrudan çevresinde Mellaart’ın anlattığı kraliyet mezarlarını doğrulayacak açık bir arkeolojik alan tespit edilemedi. (1)

Ancak yakınlardaki Tepecik Höyük çevresinde Erken Tunç Çağı’na tarihlenebilecek seramikler bulundu.

Bu nedenle:

“Dorak çevresinde Tunç Çağı yaşamı yoktu, dolayısıyla hazine kesin sahtedir.”

demek de doğru değil.

Arkeolojik bağlam mümkündü.

Eksik olan:

hazine.

Bugün elimizde ne var?

Dorak Hazinesi vakasında elimizde:

James Mellaart’ın çizimleri,

Anna Papastrati adına yazılmış bir mektup,

Mellaart’ın anlatımları,

dönemin gazete haberleri,

çeşitli tanıklıklar

ve onlarca yıllık tartışma var.

Olmayanlar ise çok daha önemli:

Eser yok.

Fotoğraf yok.

Doğrulanmış mezar yok.

Anna Papastrati yok.

Bu yüzden Dorak Hazinesi arkeolojinin en rahatsız edici gizemlerinden biri olmaya devam ediyor.

Kaçırıldı mı, hiç var olmadı mı?

Bugünkü bilgilerle kesin cevap vermek mümkün değil.

Hazinenin gerçek olduğuna inananlar için bu:

Türkiye’den kaçırılmış olağanüstü bir Erken Tunç Çağı hazinesi.

Şüpheciler için ise:

yetenekli fakat zaman zaman kanıt üreten bir arkeoloğun en büyük kurgularından biri.

Mellaart’ın ölümünden sonra ortaya çıkan sahtecilik kanıtları ikinci ihtimali ciddi biçimde güçlendirdi.

Ama Dorak dosyasını tamamen kapatacak son kanıt hâlâ bulunamadı.

Ve belki de hikâyenin en güzel tarafı tam burada:

1959’da bütün dünyanın gördüğü bir hazine var.

Ama aslında:

bugüne kadar onu James Mellaart dışında gördüğünü kesin olarak kanıtlayabilen hiç kimse yok.

Kaynaklar ve Belgeler

(1) Kamil Doğancı — Dorak Kraliyet Hazinesi’nin Gerçekliği Konusundaki Tartışmalar ve Buluntuların Anadolu Tarihi Açısından Önemi
Dorak’ın konumu, Mellaart’ın anlatısı, Anna Papastrati, 1959 yayını, Türk basınındaki iddialar ve hazinenin gerçekliğine ilişkin akademik değerlendirme. DergiPark
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/2490534

(2) British Academy — James Mellaart biyografisi
Dorak olayı, bulunamayan Anna Papastrati, doğrulanamayan adres, BIAA incelemesi ve olayın Mellaart’ın kariyerine etkileri. The British Academy
https://www.thebritishacademy.ac.uk/documents/1521/17_Mellaart_1820.pdf

(3) British Academy — Seton Lloyd biyografisi / Dorak Affair
1959 Illustrated London News yayını ve olayın British Institute of Archaeology at Ankara üzerindeki etkisi. The British Academy
https://www.thebritishacademy.ac.uk/documents/1415/97p359.pdf

(4) Persée — Le “trésor” de Dorak: mythe ou réalité?
Hazinenin gerçek bir kaçakçılık vakası mı yoksa kurgulanmış bir anlatı mı olduğu konusundaki değerlendirme. Persée
https://www.persee.fr/doc/mom_1955-4982_2004_mel_39_1_2336

(5) Luwian Studies — James Mellaart’ın ölümünden sonra ortaya çıkan sahtecilik kanıtları
Mellaart’ın başka materyalleri uydurduğuna ilişkin arşiv bulguları; ancak Dorak Hazinesi’nin kendisinin uydurulduğunu kesin biçimde kanıtlayan yeni bir bulgu olmadığı özellikle belirtiliyor. Luwian Studies
https://luwianstudies.org/app/uploads/2019/08/20190827_MI_Mellaart_ENG.pdf